İstanbul’da “Sac Tava” Seraf’ta yenir.

Türk Mutfağı’ndaki zenginliği bugün yalnızca Osmanlı ve Saray Mutfağı ile sınırlı tutmak büyük bir yanılgı olur. Çünkü yüzyıllar boyu farklı medeniyetlere beşik olan Anadolu, köklü kültüründe binlerce yemek çeşidini ve farklı halkların mutfak izlerini barındırıyor. Orta Asya’dan gelen göçebe Türklerin getirdiği alışkanlıklardan, Anadolu Selçuklularına, Beylikler döneminden, Osmanlı Devleti’ne ve elbette gerek Ortadoğu coğrafyası, gerek Balkanlarla kurulan ilişkilerden alınanlar ve verilenler var. Bu zenginlik, sofralara ve yemek geleneklerine yansıyor, yansıyacak.


Günümüzde her ne kadar dejenere olsa ve yalnızca “kebap” ile sınırlansa da et yemeklerinin mutfağımızda ayrı bir yeri var. Özellikle Güneydoğu Anadolu bölgesinde Diyarbakır, Mardin, Antep, Urfa, Antakya gibi, mutfağıyla dillere destan kentlerimizin Orta Doğu coğrafyasıyla kurduğu etkileşim tarih boyunca damaklardaki yolculuğunu sürdürmüş ve bugün de bu yolculuk devam ediyor. Güneydoğu Anadolu’ya gidip sabah kahvaltısında ciğer, öğle yemeğinde kaburga dolması veya gün içinde herhangi bir saatte Sac Tava yemek, oraların insanının rutin yaşamından bir kesit yalnızca... Ve genel olarak oradan buraya gelenlerin ya da seyahat sonrası yaşadığı kente dönenlerin kurdukları cümleler hep aynı: “Oradaki etin tadı burada yok.”, “Bir sac tava yedik, şimdiye kadar İstanbul’da yediklerimiz sac tava değilmiş meğer.” Elbette her şeyi yerinde ve yöresinde yediğimiz zaman, lokal ürünlerle hazırlanan o yemeklerin tadını, büyük şehirlerde daha ticari yaklaşımlarla işletilen pek çok restoranda bulamıyoruz. Bulmak için gerçekten iğne ile kuyu kazmamız gerekiyor. Peki, niye olmuyor? Teknoloji bu kadar ilerlemişken, artık her şeyin doğalına erişmek bu kadar trendken, internet her şeyi böylesine önümüze sererken ve sağımız solumuz lezzet avcılarından geçilmezken nasıl oluyor da o lezzeti yaşadığımız farklı şehirlerde de bulamıyoruz? İşin ardındaki meşakkatli süreci işletmeler pek de göze alamıyorlar da ondan. Kimi zaman maliyetler engelleyici oluyorken, kimi zaman yoğun mutfak hazırlıkları zamanla yarışı zorunlu kılıyor ve gerçek lezzete ulaşmak için gereken zaman harcanamıyor.


Seraf Restaurant’ta ise durum tüm bunların tam tersi. Bugün İstanbul sınırları içinde Diyarbakır’da yediğiniz bir Sac Tava’nın aynı lezzetini Seraf’ta alabiliyorsunuz. Kadim Anadolu’nun bereketli sofralarını aynı lezzeti, orijinal reçeteleriyle kuran Seraf, gerçekten de Sac Tavasıyla alkışı hak ediyor. Bu kadar övgü abartı geliyorsa hemen belirtmekte fayda görüyorum;  Seraf’ın menüsünde bugün yer alan her bir lezzet yöre yöre titizlikle seçilmiş. Restoran kapılarını açmadan önce bütün ekip karış karış Anadolu’yu gezmiş, hangi yemek orijinalinde nasıl yapılır, malzemeleri nereden temin edilir araştırılmış. Seraf’ta size servis edilen Sac Tava da bu titiz çalışmaların bir örneği... Eti ve tüm malzemeleri yöresinden özel olarak geliyor; en önemlisi de gerçekten “sac tavada” pişiriliyor.  Bugün gittiğimiz pek çok restoranda menüde yazan sac tavanın, gerçekten sac tavada pişirildiğine inanmayacak kadar deneyimliyiz artık ne de olsa. Ama merak edenler için yine de söyleyelim Seraf Restoran’ın mutfağının kapıları da sizlere açık. Dilerseniz etiniz sacda mı pişiyor diye kontrol edebilirsiniz. Tüm bunların sonucunda yaşadığınız lezzet deneyimi de yüzünüzü gülümsetecek ve damağınıza Güneydoğu Anadolu’nun yüzlerce yıllık lezzetini taşıyacak.


Özetle İstanbul’da nerede gerçek lezzetiyle bir sac tava yiyebiliriz, diye soruyorsanız, cevabı Seraf Restauran’ta sofranıza geliyor. Denemeden geçmeyin deriz.